masalsı bir şehir görüyordum perdede..
Bir tarafta dikilen beton gökdelenler,
Bir tarafta ise inadına hanlar, köprüler, minareler.
Birbirimize hemen kaynaşmıştık bile,
Beni sana çeken bir şeyler vardı- kalbimce-
Burada kendimi bulmuştum.
Yazar öyle demiyor muydu?
“Her şehirde kendimizi buluruz,
İçinde bizim bir parçamız vardır”
Bende ise senden bir değil bin parça var..
Sokakların aşk bahçesi,
Evlerin al yazmalı,
Çevren işlemeli,
Şalın öyle güzel ki, sırtını sarmış endamıyla
İçinde tüm güzellikleri ve bakışlarıyla
-Hoş geldiniz
-Hoş geldiniz bugün semti hanemize,
Emrinizdeyim, size ve suallerinize
Ben sordum Şehrengizi Bursa cevap buyurdu
-;Bana kendini anlat
—Bursa diyorlar adıma, Şehrengizi Bursa
M.Ö, 3000 li yıllarda konmuşum buraya
Vaktiyle Mühr-ü Süleyman derler
Çok beğenmiş buraları
Gözünde bir ben
Bir de Belkısı
Yeşil kınalar içinde salınırken,
Hanlar kuruldu döşeğime.
Şeyh Edebali edebiyle Allah deyip
Emir Sultan, Somuncu baba,
Osman ve Orhan gazi han ile
Başkent eyleyip buraları,
Lamii çelebi, Tanpınarı,
Depremleri, yangınları, istilaları
Kuruluştan kurtuluş günlerine
- Ha kurtuluş dedim de
922 yılının 11 Eylül günü idi
Şükrü Naili Paşa ve Askerleri gelir aklıma
Kurtuluşu kutlarken,
Bütün alkışlar kendine yönelmişken
-Asıl beni değil,
Şu ayaklarında çarıkları delinmiş,
parçalanmış yiğitleri alkışlayın
Bu hak onlarındır onları onurlandırın” demişti,
Ben de ağlamıştım bu gururu yaşadığımda.
Atatürk’le coştum birde
Yeni güne yeni Cumhuriyetle
Neyse
Kubbe ve minareleriyle su sesleri,
Senenin her gününe denk gelen,
Mesire yerleriyle.
Setbaşında ceviz toplarken,
Elleri kınalanan güzelleriyle.
Emir Sultanda merdivenlerden,
Kayık kayan çocuklarıyla.
Yıldırımda Ecdat rüyaları görüp
Mabetlere akseden gölgeleriyle
Süleyman çelebi,
Mevlidi okumuş Ulu camide.
Çekirge’de zaman dirilir yeniden,
Küşterinin Karagözü perdede.
Molla Fenaride adaleti,
Üftade ile ilahiyeti .
İstikbale bakan,
Mazinin bereketli sularıyla yıkanmış,
Dipdiri bir ahir zaman şehriyim
Şehirler doğar, yaşar ve ölürlermiş
Ben 10 defa da ölsem yine dirileceğim
Şimdi tarih, turizm, tekstil ve otomobilin kalbiyim
Bununla birlikte lise ve üniversitesiyle
Üzerimden tarihin gizli şalını sıyırıp atacak
Yeni yüzlere tanıtacak
Gerçek bulmacamın çözülmesini bekleyeceğim
Söğütte toprağa atılan tohumun
Köklenip göverişini
Ve İsimlerinin şahlanışını göreceğim
- Çok dolusun galiba
Bunca güzellikleri yaşarken,
kralın yalnız kızı gibi gördüm seni
Uludağ
Gelinliğini giymiş başı uzaya değip,
Önümü açan kanatlarım.
Dağ zirvedir.
Gönlü dolu dervişler dolaşır burada.
Dereler büklüm büklüm gezer
Ve Suları nur akan çeşmeler,
Başımda kar değil ki aklar,
Ay kırıntıları.
Kartallar süzülür, keklikler şakar
Meclislerim kurulur, sohbetlerim dolar.
Kestaneler altında çemenden peyke,
Gölgeleri zümrüt, tahtı firuze,
Salınır kollarımdan şehre Gökdere,
Bursa Bağdat’tır, Gökdere ise Dicle.
Uzunca serilmiş eteğime ova.
İçinde, ince beliyle nilüfer,
Gönlü karmaşık sarılmış bana.
Al al dizilmiş, boynumda laleler.
Baharla,
Kucak kucak, Kırmızı güller,
İçinde, Saklambaç oynar sular,
Def çalar Yaseminler.
Irmaklarım el vurur
Kuşlar besteler dizer
Yazın al al ağaçlarım,
Kirazlarım, Mercan gibi,
Armutlarım, Şeker şişesi
Tadı bal gibi kavunlarım
Elmalarım, güzellerin yüzü
Ayvalarım, âşıkların gönlü gibidir
Şekerden ballıdır şeftalilerim
Narım akik,
Salkım salkımdır üzümlerim
İncirlerim bal küpü,
İçinde dizelerim.
Sonbaharda,
Sarı kuş gibi ağaçlarım.
Sallandıkça,
Uçuşur sokaklarda yapraklarım.
Kışın, gelin gibi süslenir, beklerim,
Gökyüzünü sarar, gümüş pervanelerim.
Teleferik ile seyyah gibi gezerken,
Nice muradlar kavuşur, tellerimden
Ben de sevinirim, siz süzülürken
Hisarda,
Osmanlıyla ilk harç,
Alâeddin beyle kondu nakışlarıma,
Yumak buradan boşalmaya başladı ,
Sonra..
Setbaşından ışıklara doğru giderken
Yunusun
-Rahmet bana yerden yağar,
Diye tarif ettiği Namazgâh
Bayramlarda ya da Cumalarda
Orhan ve Ulu camisiyle
Kutsal yolculukların başladığı
Güzide mahalleydi şalımın
Ve Muradiye
Siyah gözlü kehribarım
Gök damlaların inciler gibi dizilip
Yeşilleriyle selam söylerdi, Bedenlerin içine
Ulu camii
Yeşil cennet bahçesinin süsü
Mimin beyazı, aşkın nuru
Mavisi göğün, karası güzelin gözü
Güneşi kıskandırır, altın suyu
O'na ulaştığım yerlerin en nadidesi
Aşkların ve Mimarilerin en ilahisi
O içimi benden daha iyi biliyor
Ve bana bakarak
Gülümsüyor
Biliyorum -Biliyorum, diyor.
Güneşin Batan yüzüyle,
Geçmişin tatlı meyvesi, Çekirge,
Setbaşı ve ırgandı,
Üzerinde kavuşmak bir rüyaydı,
Abdal köprüsü, maziye akarken
Çağırır uzakları, Nilüferden
Bağları Uludağ'a bağlarken,
Zamana akıyor suları, perdeden.
Ve Yeşil, cennet yeşil
Tanpınar'ın,
Yeşil türbesini gezdik dün akşam
Duyduk bir musiki gibi zamandan
Çinilere sinmiş Kur'an sesini
Feth günlerinin saf neşesini
Aydınlanmış buldum tebessümünle
Dediği ah yeşil türbe
İçinde ve dışında
Türkuaz renkli çinileriyle
Güzelleştirir şalımı benim
Bir Kazım Baykal hoca vardı bilir misin?
Benim şalımın tozunu alan
Nakkaşların altın iğneyle çeldikleri
Nakışları gün yüzüne çıkaran
Selam olsun Ona ve Onun gibilere
Sonra çarşılarım hanlarım var benim
Kaynaştırır Doğu ile batıyı
Pirinç han, emir han,
Kozalar doldurmuş Kozahanı.
İçinde devranın döndüğü,
Kapalı çarşı
Yıldırımda canlanır hayalican,
Edirne'ye, İstanbul'a geçse de ferman,
Yükselirken abidelerde durur zaman
Şehrin erenleri sarar,
Şalımın kenarlarını.
Uçururlar kanatlarımı.
-Ve dışardan bakanlar Sana,
Şalının işlemelerini unutmuşlar galiba.
Vel hâsıl sudan ibarettir vücudum.
Çekirgede kaplıcalarım,
Pınarbaşı'nda canlanırım.
Hasır sedirlere bağdaş kurulup,
Nargile fokurdatılacak
Ve köpüklü kahveler höpürdetilip,
İp üzerinde cambazlar dolaşacak,
Azim gölgeli ağaçların altında,
Aşklar başlayacak…
Ortaoyunu ya da karagöz seyredilecek
Ben de size bakacağım
Yeni yollar açıldı üzerime,
Fabrikalar kuruldu.
Büyüdü, genişledi bedenim.
Acaba bu ben miyim?
Şalımda işlenecek yer kalmadı
Kestel’den İzmir'e dayandı
Zehir soluyor ciğerlerim şimdi
Ağıtlar içime hançer gibi indi
Ve
Bursa'nın kestanesi
Okka çeker beş tanesi
denirdi
Soyulmuş tombul al yanaklarıyla
Ak tülbentlere sarılıp,
Pembe şeker şerbeti ile,
Sımsıcak aşk lezzeti verirdi
Anlatması zor
Yemesi lezzetli İskenderi
Düğün çorbası, etli erik yemeği
İpeklinin en dökümlüsünden
Bıçağın en yamanına
Havlunun en yumuşağından
İşlemenin en alımlısına
Kaplıcanın en şifalısından
Buz gibi akan sularıma
Merinos, Akın, Çelik spor
Adımı verdim sana Bursaspor
Sana
Sana süper lig yakışıyor
Haklısın ey dostum
Haklısın,
Büyüyünce bedenler,
Etrafından silkinince erenler.
Sen ayaktasın, çınarların ayakta,
Yapraklar sarardı, ömrümden kopacak,
Bu gençler, bu toprak, bu su,
Seni yaşatacak,
Seni unutmayacak.
Mademki içimi açtınız,
Yollar aştınız benimle.
Kılıç kalkanı, türküleriyle
Çınarları ve çeşmeleriyle
Uludağ tarih ve deniz,
Benden,
Beni dinlediniz
Hazırlayan ve Yazan
Mustafa DOĞRU